Tam on yıl önce bugün, sadece bir ülkenin değil, o ülkenin bağrında sessizce işini yapan evlatlarının da kaderi mühürlendi. 15 Temmuz’un o karanlık, o puslu gecesinde, vatan hainlerin namlularıyla sarsılırken, bizler de kendi hayatımızın en ağır, en acı sınavına doğru yürüyeceğimizi bilmiyorduk. O geceden biz de nasibimizi aldık; hem de en yaralayıcı, en can yakıcı yerimizden...
Gazetecilik benim için sadece bir meslek, bir geçim kapısı olmadı hiçbir zaman. Bir sevdadır bu; doğruyu bulma, gerçeği haykırma sevdası. İşte tam da bu kutsal mesleğin uğruna, o tarihi gecenin karmaşasında sadece bilgi almak, gerçeğe ulaşmak için "Alo" dediğimiz o karanlık eller, bizi kendi pis emellerine alet etmek istedi. Masum bir telefon aramasıyla başlayan o süreç, OHAL’in o amansız girdabında hayatımızı adeta bir cehenneme çevirdi. Kurulan sinsi tuzaklar, arkamızdan çevrilen entrikalar ve haksız yere çekilen acılar... Nasreddin Hoca’nın feryadı gibi; damdan düşmüştük bir kere. İçimiz yanarken, adalet diye haykırırken, o kaosun ortasında yapayalnız bırakılmanın acısını ancak o damdan bizimle birlikte düşenler anlar.
Ama unuttukları, asla hesap edemedikleri bir şey vardı: O hain planlar bu bedende tutmadı, tutamazdı. Çünkü bizim mayamızda vatan toprağı, ruhumuzda ise sadece hakikatin ışığı vardı.
İnsan çok kırılıyor, çok hırpalanıyor böyle zamanlarda. "Neden ben?" diye soruyor geceler boyu seccadesinin başında. Fakat bilirim ki, mutlak doğrular zamana ve mekâna göre değişmez. Adalet belki topaldır, ağır yürür ama er ya da geç gideceği menzile varır. Hakikat ise her sabah doğan o muazzam güneş gibidir; ufuktan bir kez süzüldü mü, karşısında hiçbir yalan, hiçbir iftira barınamaz. Üzerimize sıçratılmak istenen o kirli çamur, bizim devlete olan sarsılmaz sadakatimizin karşısında kuruyup rüzgarda savruldu gitti.
Cenabıallah’a hamdolsun ki; dün canımız pahasına nerede duruyorsak, bugün de aynı inançla devletimizin yanındayız. Bu sadece bir söz değil; damarlarımızda akan son damla kana kadar feda edilmeye hazır bir ömrün yeminidir. Rabbim, Yüce Türk Milletine bir daha böyle hainlik planları yapanlara, evlatlarını masum yere yakanlara fırsat vermesin.
15 Temmuz gecesi canını siper eden o aziz milletin iradesi, bizim de bu topraklara olan bağlılığımızın en büyük nişanesidir. Yaşadığımız tüm o cehennemi süreçlere, kalbimize saplanan o sızılara rağmen bugün başımız dik, alnımız ak.
Gözyaşımızı içimize akıtarak, ama her zamankinden daha gür bir sesle haykırıyoruz: Ne mutlu Türküm diyene! Türk devleti, tüm hainlere inat, ilelebet payidar kalacaktır!




