TUZ GÖLÜ VE EFSANESİ

Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü, Konya, Ankara ve Aksaray illerinin sınırının kesiştiği bölgede bulunuyor.

Gölün suyu bugünlerde yok denecek kadar azalmış durumda. Her yıl ağustos ayında büyük ölçüde kuruyan göl, adeta tuzdan bir çölü andırır. Bu günlerde gölde yürüyüşe dahi çıkabilirsiniz.

Tuz Gölü, kendine özgü doğal yapısı ile UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi`nde yer alıyor.

Birinci derece doğal sit alanı olan Tuz Gölü; Lut Gölü’nden sonra dünyanın en tuzlu ikinci gölüdür. Kuş varlığı yönünden Türkiye’nin en zengin göllerinden birisidir. Tuz Gölü havzasında seksen beş kuş türü bulunmaktadır.

İlkbahar ve yaz aylarında göçmen kuşlara ev sahipliği yapan göl, çoğunlukla flamingoların konaklayıp kuluçkaya yattığı yer olması nedeniyle de halk tarafından “flamingo cenneti” olarak adlandırılıyor.

Flamingolara da pembemsi renklerini veren algler; sıcaklığın ve tuzluluğun arttığı yaz dönemlerinde kırmızı renkli beta-karoten madde üreterek güneş ışınlarının zararlı etkilerinden kendisini koruyor. Yine bu dönemde halo bakteriler ise fazla ürediği için bembeyaz olan gölün rengi pembe veya kırmızı renge bürünüyor. Sıcaklık azalınca veya yağmurlu dönem başlayınca göl tekrar eski haline kavuşuyor.

Ülkemizin tuz ihtiyacının yüzde kırkı bu gölden sağlandığı gibi yurtdışına da hatırı sayılır miktarda ihraç edilir.

Tuz Gölü aynı zamanda Türkiye’nin doğalgaz deposu vazifesini de görmektedir. Tuz Gölü'nün altında bulunan tuz bloklarının içine doğalgaz deposu yapılmıştır. Tuz Gölü'nün 40 km güneyinde, Sultanhanı'nda 1 milyar m³ doğalgaz kapasiteli, 12 suni tuz mağarası yapılarak Rusya, İran ve Azerbaycan’dan alınan doğal gaz depolanmıştır.

Ülkemizin en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü ile alakalı güzel bir efsane anlatılır.

Konya’da anlatılan Tuz Gölü Efsanesinin bir benzeri de Kıbrıs’ta anlatılmaktadır.

Konya’da ve gölün çevresindeki şehirlerde anlatılan efsaneye göre şimdiki Tuz Gölü’nün bulunduğu alan eskiden bağlık bahçelik, çok verimli, yemyeşil bir yermiş. Burasının tamamı huysuz mu huysuz, cimri mi cimri yaşlı bir kadına aitmiş. Kadın geçimsizin tekiymiş.

Bir gün oradan geçen yaşlı bir derviş, yolunun üzerindeki bu bağı görmüş. Bağa uğrayıp biraz soluklanmak, karnını doyurmak istemiş. Bağın yanındaki kulübeye yönelmiş. Kulübenin hemen önünde kirmanla ip eğiren yaşlı bir kadın oturmaktaymış.

Derviş, yaşlı kadının yanına varıp selam vermiş. Çok susayıp acıktığından yaşlı kadından bir salkım üzüm istemiş. Ancak cimriliği ile civarda nam salan yaşlı kadın, dervişe üzüm vermemek için yalan söylemiş:

“Bu yıl bağım kurudu hiç üzüm vermedi.” demiş.

Kadının bu hareketine kızan derviş:

“İnşallah tuz ile buz olasın da hayır yüzü görmeyesin!” diye beddua etmiş.

Yaşlı kadın bir anda elindeki çıkrıkla taş kesilmiş. Yemyeşil bağ birden kurumuş, her yeri su basmış. Bütün arazi tuz gölüne dönüşmüş.