TÜRBAN VE KILIÇDAROĞLU

En baştan belirteyim ki 48 yıllık CHP üyesiyim. Yaşım tutmadığı için önce gençlik kollarına üye oldum. O zaman gençlik kolları başkanı Ali Şenli ağabeyimizdi. Ailecek de tnışıyorduk. Bana ‘Önce kafa koçanını getir’ dedi. Yanımda olan kimliğimi uzattım. ‘14 yaşında bir çocuksun, olmaz!’ dedi. İtitaraz ettim. ‘Ne çocuğu, dev gibi gencim!’ dedim. ‘Haa, sen DEV-GENÇ’sin öyle mi?’ dedi. O zaman DEV-GENÇ’i, iri yarı, kocaman dev gibi bir adam olarak anlıyorum. Başkanla konuşmaya gitti. Geri geldiğinde de ‘Tamam Çintaş, seni Gençlik Koları’na üye olarak yazdık’ dedi. Bir çizgili deftere de kimlik bilgilerimi yazarak gösterdi.  Halen sağ ve İzmir’de yaşıyor. Yakında baba ocağı Alanya’ya dönecek.

Sevinçten havalara uçtum. Arkadaşlarıma ‘Dev-Genç oldum’ diye hava atmaya başladım. Yaşım dolunca da asil üye oldum. O günden beri kendimi Dev-Genç olarak bilirim. 78 kuşağındaki arkadaşlar beni bilirler ve mücadelemi takdir ederler. Ancak 12 Eylül 1980 darbesi üzerimizden silindir gibi geçti. Her birimiz bir yerlere savrulduk. Çoğumuz halen kendimizi toplayamadık.

Ailemi, çocuklarımı geçindirebilmek için bir deri çanta dükkanı açtım. 38 yıldır çalışıyorum. Dünya çapında tanınmış markaların birebir çakmasını yaptırıp satmaya çalıştım. Çünkü orijinalleri çok pahalı. Bize gelen turistlerin alım güçleri ise çok zayıf. Yani kendi ülkelerinde alamadıklarını buradan, bizden alıyorlar. Derisini, ipliğini, aksesuarını yurt dışından getirttirip İstanbul’da yaptırdım. Yine de tutturamadım.

Şunu demek istiyorum. Hiçbir şeyin ‘çakma’sı orijinalini tutmuyor. Ailecek babadan kalma CHP’liyiz. Bir kısım aile bireylerimiz ‘Biz Baykal bu partinin başındayken o partiye oy vermeyiz’ derlerdi. Baykal gitti Kılıçdaroğlu geldi; şimdi de ‘Kılıçdaroğlu oldukça oy vermeyiz’ demeye başladılar. İmamoğlu’nu, Mansur Yavaş’ı da sayarsak üç grup oluştu. Kimi Mansur Yavaş’çı oldu, kimisi de İmamoğlu’cu. Yahu arkadaş bu kişileri kim aday olarak gösterdi de siz ‘oy vermem’ diyorsunuz? Yani bu iş, adamın yaptığı yemeği sevip, ancak o adamla aynı sofraya oturup yemek yememeye benzer. Mantık neresinde bunun?

Kendimce köşe yazarlığı yapmaya çalışıyorum. Sağ olsun Kılıçdaroğlu buna izin vermedi.

Ortada fol yok yumurta yok; ‘düğün değil bayram değil, eniştem beni niye öptü’ misali ortaya bir türban sorunu attı. Her şey allak bullak oldu. Adam durup dururken kendi bacağına kurşun sıkar mı? Sıktı işte. Ama ben bunun altında başka şeyler arıyorum. Benim işimde olduğu gibi, bu ülkede aslı dururken kimse ‘çakma’sını almaya gitmez. Bir de bu iş Mahsa Amini’nin İran’da Ahlak Polisi tarafından oldürüldüğü,tüm dünyada en büyük kadın direnişinin yaşandığı zamanda oluyor. CHP’nin öncülüğünde bu direnişe destek beklerken oluyor. Kılıçdaroğlu da çıkıyor ‘Türban serbestisi’ni yasal güvence altına almaya çalışıyor.

Şu andan itibaren yazacaklarım parti suçudur, biliyorum. Lütfen beni disipline verin, partiden atın. Umrumda değil.

Sayın Kılıçdaroğlu! Siz bu işi parti kurullarına danıştınız mı? Parti MYK’sına danıştınız mı? Parti tabanına danıştınız mı? Bu iş, muhalefet etmekte olduğunuz tek adama, Recep Tayyip Erdoğan’a benzemek değil de nedir? Bu tutum partinin altı ilkesinden biri olan laikliği çıkarıp onun yerine şeriatçılığı koymak değil de nedir?

Siz ve dar çevreniz ‘Uygarız!’, ‘Devrimciyiz’ diyebilir misiniz? Bu karşı devrimciliktir. Partinizde, partimizde demokrasi yokken bu ülkeye nasıl demokrasi getireceğiz, ya da nasıl getireceksiniz? 132 milletvekilinden, parti meclisinden, merkez yönetim kurulundan neden tık yok? Söyleyeyim: Önümüzde seçim var, hepsi de yeniden seçilmek istiyor da ondan! Benim şehrim Alanya’da 8 tane aday var. Zavallılar gide gele Ankara’yı yol ettiler şimdiden. İyi bir yer kapma peşindeler. Hiç halk içine girip de çalışan yok.

Siz Sayın Erdoğan’ın dediği gibi bir proje misiniz yoksa? Değilseniz iktidara giden bir partiye neden sabotaj düzenlediniz. Ülkenizi zırnık kadar seviyorsanız yakın çevrenizle birlikte partiden istifa ediniz. Ya da çıkıp tabandan özür dileyiniz. Yoksa seçim günü sandığı gitmek yerine ya denize, ya da pikniğe gideceğim. Bu şekilde düşünen on binlerce devrimci var. Ne yapalım çakması olacağına, aslı olsun.

NOT: Bu ülkede başörtüsü sorunu yok; tam tersine başı açık sorunu var.

Hoşça kalınız.