ESKİDEN SİLLE…

       Sille yolu araba kullanmaya müsait, gayet güzeldi. Sağlı sollu bağlar, bahçeler vardı. Kayısı, elma, erik ağaçlarının yanı sıra koca koca ceviz ağaçları da pek çoktu. Az aşağıda Sille Çayı nazlı nazlı akıyordu.

       Sille’ye yaklaştıkça yol kenarına dizi dizi sergilerini açan çömlekçiler karşılardı gelenleri. Sergilerinde tandırlar, boy boy küpler, çömlekler, testiler, topraktan mamul bilumum kap kacak bulunurdu. “Anadolu’ya, Mezopotamya’ya hatta bütün dünyaya çömlekçilik mesleği Sille’den yayıldı” derler.

       Şehre girişte uzaktan siluetleri görülen kiliseler ve camiler, vadinin iki yakasına inşa edilen evler ve yapılar insanı davet eder nitelikteydi. İrili ufaklı pek çok kilise vardı Sille’de. Manastır ve kiliselerin yanında camiler de vardı, Taş Cami Sille’nin en büyük camisiydi.

      Türküleriyle de meşhur koca bir şehirdi Sille. Konya kadar olmasa da epeyce büyüktü. Sille Çayının böldüğü vadinin iki yakasına kurulmuştu. Çarşısı hem zengin hem kalabalıktı. Çarşının en güzel, en müstesna dükkanları Köprübaşı’ndaydı. Her türden zanaatkar vardı çarşıda. En çok göze batan kuyumcular ve sarraflardı. Sille’de Konya’dan daha çok kuyumcu ve sarraf vardı. Evlerde kurulu halı tezgahlarında ise kadınlar ve genç kızlar, kendine has motifleriyle yörenin en güzel halılarını, Sille halılarını dokurlardı.

       Çanak çömleğin yanı sıra Konya’ya özgü bir lezzet olan küflü peynir Sille’de bolca üretilirdi. Zira Sille’de küflü peynir tuluklarını saklamak için pek çok mağara vardı. Koyun veya keçi sütünden yapılıp keçi derisi tulumuna basılan küflü peynir, mağaralarda en az bir sene bekletilmesi gerekirdi. Küflü peynir dinlendikçe, yıllandıkça lezzetlenirdi.

       Sille’de Müslümanlar da yaşamakla birlikte Hristiyan tebaa çoğunluğu oluşturmaktaydı. Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkezdi. Dünyanın en eski ve en büyük manastırlarından biri olan Ak Manastır Anadolu’nun gayrimüslimlerine hizmet vermekteydi. Hatta bu manastırın bahçesinde bir de mescit bulunmaktaydı.

       Mübadeleye kadar Sille’de Müslümanlar ve Hristiyanlar yüzlerce yıldır kavgasız gürültüsüz, uyum içerisinde yaşamışlardı. Mübadele sonrası Sille kaderine terk edilmiş, adeta ölü bir şehir haline gelmişti.

       Sille’de son yıllarda müthiş bir değişim yaşanıyor. Sille, Selçuklu Belediyesinin gayretleriyle hızla o eski şaşalı günlerine geri dönüyor. Bu da bizleri çok mutlu ediyor.